doğrudan demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğrudan demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2015 Salı

Kropotkin, Çağdaş Bilim ve Anarşi


Kropotkin'in her elime aldığımda heyecan duyduğum, anarşist komünizm düşüncesinin baş yapıtlarından birisi olan bu nefis kitabını Mazlum Beyhan'ın mükemmel çevirisiyle eski basımından okuyalı 10 yıldan çok zaman oldu. Yeniden basılarak yeni okurlara ulaşacak olmasına çok sevindim.
Kropotkin, özellikle bu kitabında, anarko-komünist düşüncenin modern tarih içindeki evrimi konusunda ufuk açıcı temel bir yaklaşımı sergiler: tamamlanmış bir ideoloji ya da kapalı düşünce sistemi olarak değil, toplumların içinde egemenlerle ezilenler arasındaki mücadelenin doğurduğu özgün dayanışmacı ve doğrudan demokratik biçimlerin sürekliliği ve mücadeleler arasındaki ardışık aktarımının tarihi olarak ele alınan bir "anarşi ilkesi" tarif eder ve bunun izini "anarşi düşünce ırmağı" içinde sürer. Yani anarşi bir kavramsal soyutlama değil halk mücadelelerinin yaşayan deneyimlerinden doğup sürekli zenginleşen bir fikirler dizisidir. Anarşizm kişilere ve örgütlere indirgenemeyecek olan oluş halindeki çoğul özgürlükçü düşünce ve mücadele deneyimlerinin felsefi ifadesidir:
"Anarşi düşünce ırmağının kökenini incelerken karşımıza sürekli olarak iki kaynağın çıktığını söylemiştik: Birincisi, devletçi-hiyerarşik yapılanmalara ve genel olarak egemenliğe yöneltilen eleştiri; ikincisi ise, insanlığın ileriye doğru hareketinde geçmişte gözlenen ve günümüzde gözlenmekte olan yönelişlerin durmamacasına seçilip ayıklanması..."
Soru basit görünür ama şimdiye kadarki tüm devrimci mücadelelerin en büyük meselesini ortaya koyar: Kendi kaderlerini yeniden ele geçirmek için ortak şekilde harekete geçen insanlar, onlar üzerinde kurulan egemenliği, devlet biçimini yeniden üretmeksizin nasıl örgütlenir ve yeni bir toplumsal hayatı nasıl kurabilirler? Komünizm düşüncesi ile anarşizm düşüncesinin vazgeçilmez şekilde birbirine bağlı olduğunu gösteren en önemli başlangıç noktası işte bu kitaptır.
Elbette üzerine çok sayıda yeni anarşizm tarihi kitapları yazıldı, tarihsel bilgiler zenginleştirildi, ve elbette Kropotkin çeşitli yönleriyle eleştirildi de. Ama şu vazgeçilmez düşünceyi müthiş bir berraklıkla şimdiye kadar en iyi şekilde ortaya o koydu: anarşi olmadan komünizm, komünizm olmadan anarşi mümkün değildir.
Bugün sosyalist solun siyasal seyrinde büyük dönüşümler yaşanıyorsa; devletçi sosyalizm biçimlerinden öz yönetimci sosyalizm ya da özgürlükçü komünizm biçimlerine artık geri alınamaz bir dönüşüm yaşanıyorsa; Marksizmin ortodoks devletçi yorumları içeriden son derece güçlü darbeler aldıysa; çağdaş anti kapitalist mücadeleler ve sistem karşıtı hareketler sürekli olarak o en eski halk hareketlerinden beri ortaya çıkıp duran dayanışmacı, doğrudan demokratik, yatay örgütlenme biçimlerini yeniden keşfedip duruyorsa; anarko-komünist CNT'nin İspanya Devrimi deneyiminin yenilmiş devrimcilerinin ruhunu tekrar sahneye çağırırcasına yerel ölçekte öz yönetime dayalı özerk bölgeler oluşturma çabası ile Chiapas'ta Zapatista deneyimi, Rojava'da YPG deneyimi şu anda bütün dünya devrimcilerine ilham veriyorsa o halde Kropotkin'in Çağdaş Bilim ve Anarşi'sini şimdi pür dikkat okumak gerek.
"Hiç kuşku yok ki anarşizm, insan toplumları içinde her zaman çatışma halinde olduğunu söylediğimiz iki akımdan ilkine, yani kendileri üzerinde egemenlik kurmaya çalışan azınlığa karşı daha iyi korunabilmek için basit hukuk kurumları oluşturan yaratıcı halk hareketlerine bağlanır."
Kafka'nın 15 Ekim 1913'te günlüğüne düştüğü nottaki gibi "Kropotkin'i unutma!



Çağdaş Bilim ve Anarşi
Pyotr Alekseyeviç Kropotkin
Çeviren Mazlum Beyhan
Agora Kitaplığı, Ocak 2015

29 Haziran 2011 Çarşamba

Blok ve Radikal Soldaki Değişim


 
BDP ve ittifak yapan radikal solun desteğiyle oluşan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu adayları 36 milletvekiliyle meclise girdi. Eş zamanlı olarak bu seçimlerde, 4–5 yıldır Türkiye’deki sağın en uçtaki unsurlarından birisi olan ulusalcıların farklı siyasi fraksiyonlarının oluşturduğu Cumhuriyetçi Güç Birliği’nin esamisi dahi okunmadı. Tahminen büyük oranda CHP ve MHP tarafından absorbe edildiler. Bu veri, -solun bir kısmının Kemalizmi ve ulus-devletçiliği sahiplenişi üzerinden reaksiyoner bir yoldan neo-faşizme varabilmesinin en yaygın şekli olan- Ulusalcı akımın siyaseten yok olmasının belirtisi olarak okunabilir. Ulusalcı akımın paralize olması önemlidir, çünkü ulus-devletçi ve Kemalizm’e meyilli bir antiemperyalizm söylemiyle ulusalcılığa çok yaklaşan bazı geleneksel sosyalist çevrelerin de etkisizleşmesinin belirtisi olarak görülebilir. Bu açıdan TKP’nin bir önceki dönemde 90 bin oy alırken şimdi 60 bin oya gerilemesi, ulus-devletçi sosyalist bir zihniyetin taraftar kaybına uğramasının benzer bir alametidir. Politik atalet, iç örgütlenme sorunları, ardı kesilmeyen bölünmeler ve değişip karmaşıklaşan toplumsal sorunlar karşısında söylemini yenilemek ve mücadele alanlarını çoğaltmaktan uzak geleneksel sosyalist akımların da durumları pek parlak değil. Peki, BDP’nin yükselişini bu çerçevede nereye oturtabiliriz?
BDP şüphesiz güçlü olduğu bütün noktalarda etkili bir örgütlenme çalışması yürüttü. Ancak Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu olarak baktığımızda, İstanbul, İzmir, Mersin, Adana gibi illerde diğer sosyalist örgütlenmelerin taraftarlarından da kayda değer bir destek aldı. BDP’nin oylarının yükselişini yalnızca Kürt halkının kendi partisine daha fazla sahip çıkmasıyla açıklayamayız. Eşzamanlı olarak radikal solun önemli bir kısmının 60’lar ve 70’ler devrimci hareketinden miras Kemalizm etkisinden uzaklaşmasına da bağlayabiliriz. Bu sayede radikal solun Kürt hareketi ile daha çok kanaldan gerçekleşen ilişkilenmesi mümkün olmuştur.
Yakından takip edenler bilir, sadece bazı sosyalist çevreler değil, bazı ekolojist, feminist, lgbt ve hatta çok küçük de olsa anarşist çevrelere kadar Blok’a destek verenler oldu. Radikal sol derken esasında çeşitli örgütlenme ve parti çevrelerinde bulunan insanlarla sınırlı olmayan bir olguyla karşı karşıyayız. Hali hazırdaki siyasal örgütlenmelerden bağımsız pek çok bireyin veya aktivist grupların bloğa desteği bu radikal sol şekillenmeyi örgütler üstü bir çokluk (Hardt &Negri) olarak düşünebilmeyi mümkün kılıyor.
Bu desteğin ya da farklılıklarla beraber ortak hareket etme eğiliminin, sayısal çokluğundan ziyade asıl önemli olan bir taraftan sembolik bir etki, diğer taraftan da Blok içerisinde farklı muhalefet mecralarının nispeten daha geniş bir politik vizyon ortaya çıkarması. Kemalizm ve ulus devletçiliğin etkilerinden uzak, çok sayıda örgütlenme arasında daha diyaloğa dayalı kalıcı bir ilişki zeminini doğurmaya aday bir siyasal dönüşümden bahsedilebilir. Artık cinsiyetçilik, ekoloji, heteroseksizm, ırkçılık, milliyetçilik, emek sömürüsü gibi konularda farklı örgütlenmeler birbirine daha çok yaklaşan ortak söylemler inşa edebiliyor.
Radikal solla pek çok noktada eklemlenmiş olan, birbiriyle ilişkili eylem ağları yoluyla temas eden bağımsız sosyal hareketlerin doğrudan demokratik örgütlenmelere yaslanması, bunun çoğaltan etkisi yoluyla ilişkide oldukları siyasal örgütlenmelere sirayet edebilmesini de ihtimal dâhiline sokuyor. Bu Bloğun doğurduğu önemli bir olasılıktır. Blok, yalnızca büyük kısmı Kürtler adına siyaset yapacak olan 36 milletvekilinin meclise sokulmasından ibaret bir seçim başarısı olarak görülemez. Bu sürecin yarattığı ve güçlendirdiği politik sinerji, muhtemelen bundan sonra radikal sol siyasal hareketlerin birbirleriyle daha etkileşimli ve her biri kendisine özgü gündemlerine karşın daha çok ortak terimle hareket etmelerini sağlayacak. Bu da yeni bir anti-kapitalist sol radikalizmin dış çerçevesini çizmeye adaydır.
Bu dış çerçevenin içsel unsurunun nasıl bir örgütlenme ve nasıl bir mücadele sorusuna cevap aramakla gelişeceği açıktır. Verilebilecek en yalın cevaplardan birisi her türlü ayrımcılık, eşitsizlik, sömürü ve tahakküme karşı ortaya çıkan mücadele alanlarının bizatihi kendi öznelerine yaslanan öz-örgütlenmeler yoluyla yürütülmesi gereğidir. Doğrudan demokrasi ilkesinin bütün siyasal hareketlerde eşitsizler arasında eşitliği yaratacak, merkeziyetçilik ve iktidar oluşumunu dışlamaya yönelik bir ilke olduğunu belirtmek gerekiyor. Yaratılacak bir radikal solun, hali hazırda mevcut sol karşısında azınlıkta kalsalar da feminist, lgbt, ekolojist, anarşist veya otonomist bileşenlerinin bu konuda çoğunluk soldan daha fazla söyleyecek şeyi var. Kürt hareketi de siyasi istikametini katılımcı demokrasiye dayalı yerel yönetimler üzerinde yükselecek bir demokratik özerklik projesine yönlendirdiğinden beri, doğrudan demokrasinin önemini belki de radikal sola anlatacak en önemli bileşenlerden birisi halini alabilir. Başka deyişle Kürt hareketinin radikal bir demokrasi ve siyasal öznellik inşasındaki deneyimiyle etkileşime girmeden, sol/sosyalist/radikal sol hareketler için güçlü bir toplumsal muhalefet zemini oluşturmak olanaksız görünüyor.
Bu yüzden parlamentoya girmenin yalnızca Türkiye’de sürmekte olan etnik eşitsizliğin ve ayrımcılığın üstesinden gelmekte sembolik bir basamak olduğunu, asıl olanın ise örgütlü mücadele içindeki toplulukların doğrudan demokratik öz-örgütlenme deneyimleri geliştirmeleri olduğunu belirtmek gerekiyor.
Parlamentoya aday olmak ya da mevcut siyasal partiler eliyle yürütülen siyaset biçimi, içerik ve söylem olarak ne kadar sistemin dışında kalsa da burada belirleyici olan içerik değil biçimdir. Partilere dayalı siyasetin biçimi, mantığı gereği yaslandığı insan topluluklarını siyasetin öznesi kılmaktan çok onların temsilcisi olarak hareket etmeye eğilimlidir. Milletvekillerinin seçilmesi siyasetin mevcut oyunu içinde egemenlerin tekerine bir çomak sokacaktır muhakkak; lâkin Türkiyeli ve Kürt siyasal hareketlerinin kendi aralarında kuracağı yatay ilişkilenmeler, sisteme reformlar dayatmanın ve hak talep etmenin ötesine geçerek toplumsal dönüşüm için asıl mecraları oluşturacaktır.
İçinde bazı anarşistlerin, feministlerin, lgbt bireylerin, ekolojistlerin, kent hareketlerinde yer alan aktivistlerin, emek ve demokrasi alanında mücadele eden pek çok farklı sol/sosyalistin de bulunduğu çeşitli radikal çevrelerden Bloğun destek almasını bu minvalde okumak gerekiyor. Tahminimce, bu çevrelerin büyük kısmı, parlamenter temsilin aşağıdan yükselen toplumsal muhalefete bir temsil imkânı oluşturduğu için önem atfediyor değil. Aksine tam da bunu hiç oluşturamayacağı için, bu yüzden de temsil krizinin derinleşerek toplulukların oluşturacağı öz-örgütlenmelere güç aktarımının daha önemli olduğunu görünür kılacağı için. Aynı zamanda bu destek ağı içinde yer alan ayrı ayrı öznelerin her biri kendi özgürleşme siyasetleri açısından, siyasal kaderlerini ve kurucu perspektiflerini Kürt özgürleşme mücadelesinden bütünüyle ayrı ve onunla ilişkisiz bir yere konumlandırmadığı için.
Blok, ortak mücadeleler, geçici veya uzun süreli yatay ittifaklar yoluyla, devlet tarafından daraltılıp idare sorununa indirgenmiş olan siyaseti açarak, siyasetten dışlanmak istenen farklı ezilen grupların siyasal alana dâhil olma iradesi göstermeleridir. Salt muhalefetle yetinmeyen, siyasal alanın belirlenmesinin devlete, orduya, sermayeye ve cemaatlere bırakılmasına karşı bir kurucu politika arayışıdır.

Kitap: “Erkeklik”le Zehirlenmiş Erkek: Toksik Masküliniteden Arınma Kılavuzu

Bebek, çocuk, hayvan, yetişkin kadınlar ve egemen erkeklik kalıplarından farklılaşan (norm-dışı) tüm erkeklere karşı erkeklerin cana kastede...